Sahte Kimliklerin Köleleri, "Bir Şey" Olma Hırsından "Hiçliğin" Özgürlüğüne
Bu platformda yayımlanan köşe yazıları, yazarların kişisel görüşlerini yansıtır. www.beykozunsesi.com.tr, bu içeriklerden sorumlu tutulamaz.
Bugünün insanına "ahiret" dediğinizde ya da manevi bir hesaplaşmadan bahsettiğinizde, bunu çoğunlukla uzak bir geleceğin ya da soyut bir inancın konusu olarak görüp kulak ardı edebiliyor. Oysa kaçırdığımız çok büyük, çok çıplak bir gerçek var: İnsanın asıl sınavı ve ruhsal huzursuzluğu gelecekte değil, tam şu anda, kendi içinde yaşanıyor.
Şöyle bir etrafınıza bakın; modern toplum mutsuzluk, umutsuzluk, haset, kibir ve bitmek bilmeyen bir başarısızlık korkusuyla kıvranıyor. Peki, ruhumuzu her gün sessizce kemiren bu hastalıkların asıl kaynağı ne?
Ego ve Yapay Rollerin Savaşı...
Tüm bu sancıların temelinde tek bir yanılgı yatıyor: İnsanın kendini hep "bir şey" zannetmesi ve sürekli bir yerlere gelme arzusu.
Modern sistem bizden sürekli sergileyecek bir vitrin inşa etmemizi istiyor. Unvanlar, makamlar, sosyal medya takipleri, lüks tüketim nesneleri... Dünya, insanın yüzüne sahte kimliklerden oluşan yapay roller yapıştırıyor. İşin acı tarafı, bir süre sonra insan bu eğreti kimliği kendi gerçek yüzü zannediyor. Kendi ellerimizle yarattığımız ya da toplumun bize dayattığı bu görünmez zırhlar, bizi özgürleştirmek bir yana, kendilerinin kölesi ve bağımlısı haline getiriyor. Bu yapay kabuğu düşürmemek için daha çok hırslanıyor, daha çok eziliyoruz.
En Büyük Güç: "Hiçlik" Makamı...
İşte tam bu noktada, kadim bilgeliğin o en yüce makamı devreye giriyor: Hiçlik.
Bunu en güzel anlatan, kulaklara küpe olması gereken eski bir Anadolu kıssası vardır.
Bir milletvekili, bir kasabaya ziyarete gelir. Kasaba halkı onu karşılamak için davullu zurnalı, şaşalı bir törenle seferber olmuştur. Milletvekili bu ilgiden hayli hoşnut şekilde yürürken, kenarda bilge bir adamın onu hiç umursamadığını, kendi halinde takıldığını görür. Yanına giderek kibirle sorar:
— "Sen kimsin?"
Bilge adam gayet sakin cevap verir:
— "Hiç... Ben hiçim."
Bu cevap karşısında milletvekili şaşırır. Bu sefer bilge ona sorar:
— "Peki sen kimsin?"
— "Ben milletvekiliyim."
— "Peki, ondan sonra ne oluyorsun?"
— "Bakan olurum."
— "Ondan sonra ne oluyorsun?"
— "İşte başbakan olurum."
— "Ondan sonra ne olursun?"
— "İşte cumhurbaşkanı olurum."
— "Ondan sonra ne olursun?"
Milletvekili duraklar, düşünür ve:
— "Ondan sonra hiç," der, "hiç."
Bilge adam gülümser:
— "İşte ben senin geleceğin en son basamaktayım, yani hiç..."
İşte hiçlik makamı tam olarak budur. İnsanın kendisini hiçbir dünyevi sıfatla karşılaştırmadan, dışarıdaki o sahte alkışlara aldanmadan kendi özünü bulmasıdır.
Büyümenin En Sessiz Hali...
İnsan, o sahte unvanların hiçbirine ait olmadığını anlayıp tüm yapay rollerden sıyrıldığında ve sadece "hiç" olduğunu kabul ettiğinde aslında en büyük gücü elde eder. Bu bir pes ediş değil, aksine muazzam bir uyanıştır. Çünkü insan "hiç" olduğunu kabul ettiği an beklentileri biter; başkalarının ne diyeceği korkusu, onaylanma ihtiyacı son bulur. Yapay görüntüler dağılır, rol yapmak zorunda kalmaz ve samimiyet başlar. Kaybedecek bir sahte kimliği kalmadığı için, hırsların yarattığı o görünmez hapishaneden parmaklıkları kırarak çıkar.
Bu uyanış, insana modern dünyanın en çok muhtaç olduğu o erdemi kazandırır." Olgunluk."
Olgunlaşmak, hayattaki her haksızlığa sessizce boyun eğmek demek değildir. Aksine; enerjini, zamanını ve o paha biçilemez huzurunu neye, kime vereceğini seçebilme becerisidir. Çünkü bazen kendini herkese anlatmaya, kendini kanıtlamaya çalışmak değil, ruhunu koruyabilmek büyümenin en sessiz, en asil halidir.
Teslimiyetin Getirdiği Hafiflik...
Unutmamak gerekir ki, hayattaki her savaş kazanılmaya değmez. Bazı savaşları ve insanları arkada bırakıp yola devam etmek, yenilgi değil; insanın kendine, vaktine ve yaratılış gayesine duyduğu saygının en net göstergesidir.
"Hiç olmak", insanı egonun o omuzları çökerten ağırlığından kurtarıp hafifletir. Gerçek gücü; makamlarda, titrlerde, cüzdanlarda ya da maddiyatta değil, kendi özünde bulmasını sağlar. Günümüz insanının düştüğü bu derin buhrandan çıkış bileti; daha fazla "bir şey" olmaya çalışarak köleleşmek değil, sahte olan her şeyi elinin tersiyle itip o yüce "hiçlik" ve kabul makamına ererek ruhunu özgürleştirmektir.
Kaynak: Beykozun Sesi
Tepkiniz Nedir?
Beğenmek
0
Beğenmemek
0
Aşk
0
Eğlenceli
0
Sinirli
0
Üzgün
0
Vay
0