Çocuklara hayatı öğretmeyi ne zaman öğreneceğiz?

Bu platformda yayımlanan köşe yazıları, yazarların kişisel görüşlerini yansıtır. www.beykozunsesi.com.tr, bu içeriklerden sorumlu tutulamaz.

1x
Eylül 23, 2026 - 23:21
Çocuklara hayatı öğretmeyi ne zaman öğreneceğiz?

Bir psikoloğa,
“Bir psikolog olarak müfredata yeni bir ders ekleme hakkınız olsaydı ne eklerdiniz?” diye soruluyor.
Aslında bu soru, göründüğünden çok daha büyük bir sorunun kapısını aralıyor.

Biz çocuklarımızı hayata mı hazırlıyoruz, sınavlara mı?

Çocuklarımız matematik öğreniyor.
Fen öğreniyor.
Tarih, coğrafya, yabancı dil öğreniyor.
Peki ya kendisini tanımayı?
Öfkesini yönetmeyi?
Hayal kırıklığıyla baş etmeyi?
Bir arkadaşının acısını fark etmeyi?
“Hayır” diyebilmeyi?
Yanlış yaptığında özür dilemeyi?
Bir başkasının sınırlarına saygı göstermeyi?
Kaybettiğinde yeniden ayağa kalkmayı?
Kendisine yapılan her kötülüğe kötülükle karşılık vermemeyi?
İşte burada durup düşünmemiz gerekiyor.
Çünkü hayat, çocuklarımızın karşısına bir sınav kâğıdı koymuyor.
Hayat bazen önlerine ihanet, bazen hayal kırıklığı, bazen başarısızlık, bazen yalnızlık, bazen de hiç beklemedikleri bir kayıp çıkarıyor.
Ve o anda çocuğun elindeki matematik formülü, ezberlediği tarih bilgisi ya da aldığı yüksek sınav puanı her zaman yeterli olmuyor.
Çünkü insanın en zor sınavı, çoğu zaman kendi iç dünyasıyla yaptığı sınavdır.

BİZE BİR “HAYAT DERSİ” LAZIM
Belki de okullarımızda çocuklara hayatı anlatan, onların duygularını tanımalarını sağlayan, sağlıklı iletişim kurmayı öğreten, empatiyi, sorumluluğu, nezaketi, özsaygıyı ve sınırları konuşan bir ders olmalı.
Çünkü çocuk, yalnızca bilgiyle büyümüyor.
Çocuk gördüğü davranışlarla büyüyor.
Söylenen sözlerle değil, çoğu zaman yaşanan örneklerle öğreniyor.
Evde sürekli bağırılan bir çocuk, bağırmayı iletişim zannedebilir.
Şiddet gören bir çocuk, sevgiyi şiddetle karıştırabilir.
Sürekli küçümsenen bir çocuk, kendisini değersiz hissedebilir.
Her başarısızlığında azarlanan bir çocuk, hata yapmaktan korkabilir.
Her sorunu ailesi tarafından çözülen bir çocuk ise kendi ayakları üzerinde durmakta zorlanabilir.
O halde eğitim yalnızca “bilmek” üzerine kurulamaz.
Eğitim biraz da insan olmayı öğrenmektir.

"ÇOCUKLARIMIZA BAŞARIYI ÖĞRETİYORUZ, PEKİ BAŞARISIZLIĞI?"
Bence asıl meselelerden biri de burada.
Çocuklarımıza sürekli başarılı olmalarını söylüyoruz.
“Ders çalış.”
“Yüksek not al.”
“Sınavı kazan.”
“İyi bir meslek sahibi ol.”
Ama kaçımız onlara:
“Kaybedebilirsin, bu dünyanın sonu değil.”
“Yanılabilirsin.”
“Bir şeyi başaramadığında değerin azalmaz.”
“İnsanlardan hayal kırıklığı yaşayabilirsin ama yine de iyi bir insan olarak kalabilirsin.”
diyoruz?
Çocuğun ruhuna da yatırım yapmamız gerekiyor.
Çünkü diploması olan ama öfkesini yönetemeyen bir insanın hayatı kolaylaşmıyor.
Çok başarılı olup empati kuramayan bir insan, çevresine mutluluk getirmiyor.
Çok şey bilen ama karşısındaki insanın kalbini kırmaktan çekinmeyen bir insanın bilgisi, insanlık açısından eksik kalıyor.

"AHLAK, EMPATİ VE VİCDAN SINAVDA ÇIKMIYOR DİYE ÖNEMSİZ Mİ?"
Bugün eğitim sistemlerini konuşurken çoğu zaman başarı ölçütlerini konuşuyoruz.
Notları…
Sınavları…
Dereceleri…
Üniversiteleri…
Meslekleri…
Ama bir çocuğun vicdanını hangi puanla ölçebiliriz?
Bir başkasına yardım ettiğinde kaç puan vereceğiz?
Yaşlı bir insanın elinden tuttuğunda hangi sınava girmiş olacak?
Arkadaşının düştüğünü gördüğünde onu kaldırması hangi müfredat maddesinde yazacak?
Haksızlığa uğradığında bile haksızlık yapmamayı seçmesi hangi karneye işlenecek?
Belki de hayatın en önemli derslerinin yanında not sistemi yoktur.
Çünkü bazı kazanımlar karneye değil, insanın karakterine yazılır.

"ÇOCUĞU SADECE MESLEĞE DEĞİL, HAYATA HAZIRLAMALIYIZ"
Bir çocuğa doktor olmayı öğretebiliriz.
Mühendis olmayı öğretebiliriz.
Öğretmen, gazeteci, avukat, bilim insanı olmayı öğretebiliriz.
Ama bütün bunlardan önce ona iyi bir insan olmayı öğretmek zorundayız.
Çünkü meslek, insanın ne iş yaptığını gösterir.

Ahlak ise nasıl biri olduğunu.

Belki müfredatta yeni bir dersin adı çok önemli değildir.
Önemli olan çocuklarımızın o dersten çıktığında kendisine, ailesine, arkadaşına, topluma ve hayata biraz daha bilinçli bakabilmesidir.
Ben olsam o dersin adını “Hayat ve İnsan” koyardım.
İçinde psikoloji olurdu.
İletişim olurdu.
Empati olurdu.
Bağımlılıklardan korunma olurdu.
Dijital dünyanın riskleri olurdu.
Akran zorbalığı olurdu.
Öfke kontrolü olurdu.
Değerler olurdu.
Sorumluluk olurdu.
Vicdan olurdu.
Ve en önemlisi, çocuklara şu cümleyi öğretirdi.
“Sen sadece sınavdaki puanın değilsin.”
Çünkü çocuklarımızın geleceğini yalnızca ne kadar bildikleri değil, bildikleriyle nasıl bir insan oldukları belirleyecek.
Bugün müfredatı tartışırken belki de kendimize daha büyük bir soru sormalıyız:
Biz çocuklarımızı geleceğin mesleklerine mi hazırlıyoruz, yoksa geleceğin insanları olmaya mı?
Cevabı verirken çocuklarımızın karnesine değil,
yarının toplumuna bakmamız gerekiyor.
Çünkü bir ülkenin gerçek geleceği, yalnızca okullarından çıkan başarılı öğrenciler değildir.

Asıl gelecek; bilgisiyle vicdanını, zekâsıyla merhametini, başarısıyla insanlığını birlikte taşıyabilen nesildir.

Kaynak: Beykozun Sesi

Tepkiniz Nedir?

Beğenmek Beğenmek 0
Beğenmemek Beğenmemek 0
Aşk Aşk 0
Eğlenceli Eğlenceli 0
Sinirli Sinirli 0
Üzgün Üzgün 0
Vay Vay 0
Nur Delice Nur Delice, kadın, aile ve gençlik alanındaki çalışmalarıyla öne çıkan bir proje koordinatörü, köşe yazarı ve yorumcudur. 2023–2025 yılları arasında Türk Dünyası Akademisyenler ve Bürokratlar Birliği, İç Anadolu Birliği ve Dünya Muhabirler Birliği Türkiye’de Kadın Kolları Genel Başkanı ve Genel Başkan Yardımcısı olarak görev yapmıştır. Ayrıca çeşitli derneklerde denetmenlik ve proje koordinatörlüğü üstlenmiştir. Anadolu Üniversitesi İşletme ve Büro Yönetimi mezunu olan Delice, kariyerine Diyanet İşleri Başkanlığı’nda başlamış, HÜKSAM ve özel sektörde insan kaynakları ve proje yönetimi alanlarında çalışmıştır. 2017’den itibaren göçmen sağlığı, kadın sorunları ve dezavantajlı gruplara yönelik sosyal projelerde aktif rol almıştır. Koordinatörlüğünü yaptığı projeler arasında “Çocuklarımızın Sessiz Çığlığına Ses Olalım” etkinliği, Kırıkkale’de “Kurumuş Çiçekler Açtı” sergisi, bilim insanı ve öğretmenler için düzenlenen ödül törenleri, ebru sergileri ve kadın girişimcileri destekleyen kültür–sanat çalışmaları yer almaktadır. Türkiye’nin ilk sadece kadınlara özel “Yılın Kadın Enleri” ödül törenini de organize etmiştir. Birçok eğitim ve sertifikaya sahip olan Nur Delice, kadınların birleştirici gücünü vurgulayan çalışmalarıyla toplumsal fayda oluşturmayı sürdürmektedir. Yazıları ve şiirleriyle de düşüncelerini topluma aktarmaktadır.