Kıyıya Vuran Lavlar;  Bir Annesizlik Coğrafyası

Bu platformda yayımlanan köşe yazıları, yazarların kişisel görüşlerini yansıtır. www.beykozunsesi.com.tr, bu içeriklerden sorumlu tutulamaz.

1x
Haziran 20, 2026 - 10:06
Kıyıya Vuran Lavlar;  Bir Annesizlik Coğrafyası

​Kırk günü geçti. Gözlerimdeki yorgunluk ne uykusuzluktan ne de hayattan; sadece gördüklerimi, yaşadıklarımı taşımaya mecali kalmadı artık. İnsan kırk günde bir yokluğa alışır sanıyorlar, oysa zaman geçtikçe o devasa boşluğun derinliği daha çok acıtıyor insanın içini.

​Hani başında nöbet beklerken bazen dünyaya sığamaz, "Anne şu hortumu kenara çek de bağrında biraz yatayım" derdim ya; bu yaşta öpe öpe, mis gibi sarıla sarıla ana kucağında uyukladığım o günlerim meğer ne büyük bir zenginlik olduğunu şimdi anlıyorum. Hayat, en büyük servetimizi bizden aldığında öğretiyor fakirliği.

​Son sekiz ayı düşünüyorum; hastane merdivenlerinde, o soğuk koridorlarda kıyıya köşeye dökülen gözyaşlarını, o çaresiz çırpınışları... Ne gündüzüm gündüzdü ne gecem gece. Annemin başucunda, elimizde telefonla internette bir çare, bir doktor, bir mucize arayarak geçen uykusuz nöbetler... Biz onunla el ele tutuşup, "Allah kalbimizde, bize kimse bir şey yapamaz. O 'Ol' der ve olur, bir mucize nefes gelir" diye zikirler çekerken, meğer zaman en amansız düşmanımızmış.

​O amansız günlerde bile ana yüreğinin karşılıksızlığı tokat gibi çarptı yüzüme. Bezini bile değiştirmeye gücü yetmeyen o kadın, benim koltukta sızıp kaldığımı görünce nereden bulduğunu bilmediğim bir güçle kalkıp, kendi üstündeki battaniyeyi üzerime örtmüştü. Nefes almaya gücü yetmeyen, anında moraran bir can, yine evladı üşüyecek diye canını hiçe sayıyordu. Anne kelimesi işte bu yüzden kutsal, bu yüzden cennet kokulu.

​Yoğun bakım kapısının bir dili olsa da konuşsa... Orada ne ağıtlar yakıldı, ne şiirler yazıldı. Annem, ciğerinin ilacını bulamayan doktorlara inat, inci gibi diziyordu şiirleri ardı ardına:
“Hastane kapısında elma ağacı,
Kimisi acı kimisi tatlı,
Doktorlar da bulamadı ciğerimin ilacını
Söyleyin dostlar ne diyeyim…"

Ben o şiirleri videoya çeker, koridora çıkıp ağlar, yüzümü yıkar ve içeri tekrar "Altın kızlar, ne yapıyoruz sabaha kadar?" diyerek güçlü bir maskeyle dönerdim. Çünkü bilirdim; ben yıkılırsam, o da umudunu kaybedecek.

​Şimdi modern tıp, gerçekleri hastanın yüzüne doğrudan söylüyormuş. Anneme de söylediler. Ama o gün bugündür içindeki o büyük teslimiyetle bizi teselli eden hep yine o oldu. "Korkmuyorum, Allah’ıma kavuşacağım, ağlamayın" diyerek bize o sakinliği aşıladı.

​En büyük pişmanlığım ne biliyor musunuz? Yoğun bakımın o soğuk makineleri arasında onu yalnız bırakmak. Şimdiki aklım olsa, o yoğun bakım odasına kilim serer yerde yatar, yine de elini bırakmazdım. Mezarında onu ilk kez tek başına, o sorgu melekleriyle baş başa bıraktığım an anladım ki; arkanda bir aşiretin de olsa, eşin dostun da olsa, doğarken yalnız ağladığın gibi ölürken de yapayalnız teslim oluyorsun Yaradan’a. Kan alınırken iğne batıyor diye içi sızlayan ben, onun o can sızısını toprağa teslim etmenin teslimiyetini yaşadım.

​"Cenazeye dokunamam" derdim hep. Oysa o an öyle bir sarılıyor, öyle bir kokluyorsun ki... Ne kadar öpsen kâr, ne kadar koklasan kâr diyorsun; çünkü biliyorsun ki bu anın bir daha telafisi yok. Birdaha sarılacağın, göğsünde uyuyacağın bir annen olmayacak. Sonrasızlığın deposunu yapar gibi öptüm onu.

​Bugün sosyal medyada "Çok mutluyum, şurada eğleniyorum, buradayım" diye hayatlarını sergileyenleri hüsranla izliyorum. Eskiler, "Anneler Günü'nü sessiz anın, annesiz bir çocuk görür de içi burulur" derlerdi. Ne asil bir düşünce... Elbette bu ölüm her eve girecek, ben ağlarken birileri gülmeye devam edecek.

​Ama yine de naçizane bir köşe yazarı kelamı olarak şunu söylemek isterim: İçinizden mutlu olmak geçiyorken hakkını vererek mutlu olun, sevdiklerinizin kıymetini bilin. Çünkü bir gün o en sevdiğinizi kaybettiğinizde, bir daha asla "eski siz" olamayacaksınız.

​Annem, evlatları için 50 yıl boyunca kendini bir an bile düşünmeden kadınlığını, analığını, yuvasını koruyan bir melekti; kanatlarını taktı ve emanetini teslim etti.
Mekanın cennet, ruhun şad olsun annem. Elim toprağında, kalbim hep seninle...

Kaynak: Beykozun Sesi

Tepkiniz Nedir?

Beğenmek Beğenmek 0
Beğenmemek Beğenmemek 0
Aşk Aşk 0
Eğlenceli Eğlenceli 0
Sinirli Sinirli 0
Üzgün Üzgün 0
Vay Vay 0
Nur Delice Nur Delice, kadın, aile ve gençlik alanındaki çalışmalarıyla öne çıkan bir proje koordinatörü, köşe yazarı ve yorumcudur. 2023–2025 yılları arasında Türk Dünyası Akademisyenler ve Bürokratlar Birliği, İç Anadolu Birliği ve Dünya Muhabirler Birliği Türkiye’de Kadın Kolları Genel Başkanı ve Genel Başkan Yardımcısı olarak görev yapmıştır. Ayrıca çeşitli derneklerde denetmenlik ve proje koordinatörlüğü üstlenmiştir. Anadolu Üniversitesi İşletme ve Büro Yönetimi mezunu olan Delice, kariyerine Diyanet İşleri Başkanlığı’nda başlamış, HÜKSAM ve özel sektörde insan kaynakları ve proje yönetimi alanlarında çalışmıştır. 2017’den itibaren göçmen sağlığı, kadın sorunları ve dezavantajlı gruplara yönelik sosyal projelerde aktif rol almıştır. Koordinatörlüğünü yaptığı projeler arasında “Çocuklarımızın Sessiz Çığlığına Ses Olalım” etkinliği, Kırıkkale’de “Kurumuş Çiçekler Açtı” sergisi, bilim insanı ve öğretmenler için düzenlenen ödül törenleri, ebru sergileri ve kadın girişimcileri destekleyen kültür–sanat çalışmaları yer almaktadır. Türkiye’nin ilk sadece kadınlara özel “Yılın Kadın Enleri” ödül törenini de organize etmiştir. Birçok eğitim ve sertifikaya sahip olan Nur Delice, kadınların birleştirici gücünü vurgulayan çalışmalarıyla toplumsal fayda oluşturmayı sürdürmektedir. Yazıları ve şiirleriyle de düşüncelerini topluma aktarmaktadır.